Kadının Boşama Yetkisi (İftida)

E-posta Yazdır

Boşanma ile İLgili Güncel Meseleler

Kadının Boşama Yetkisi konusu işlenmiştir..

 

KADININ BOŞANMA HAKKI

Ailede her iki tarafında birbirine gereken sevgi ve saygıyı göstermesi lazımdır. Evliliğin devamını sadece bir taraf ister diğer taraf istemezse o evlilik devam etmez. Evliliği erkek sona erdirirse buna “talak” denir. Kadın sona erdirirse buna da “iftida” denir. Erkeğin boşama şekliyle kadının boşama şekli birbiriyle aynı değildir. Çünkü evlenirken de erkeğin yükümlülüğüyle kadının yükümlülüğü birbirinden farklıdır. Erkeğin psikolojisiyle kadının psikolojisi de farklıdır. Gerek talakta gerekse iftidada Allah teala tarafları su-i istimal ve zararlardan korumuştur. Bu derste kadının evliliğe son verme hakkı olan iftidayı Ayetler ve hadisler ışığında işleyeceğiz. Ama iftidaya geçmeden önce erkeğin evliliğe son verme yetkisi olan talaktan kısaca bahsedelim.

ERKEĞİN BOŞAMA YETKİSİ: TALAK

 

Talak sistemi Talak suresinde anlatılmıştır.  

Erkeğin evliliğe son verebilmesi için Allah tealanın koyduğu bazı sınırlar vardır. Bunlar:

  1. Erkek kadını boşayacağı zaman kadın adetli olmayacak
  2. Erkek kadını ilişkiye girmediği bir temizlik döneminde boşayacak
  3. İki şahit olacak
  4. Erkek boşadıktan sonra karısını evden hemen kovmayacak, kadın da çıkıp gitmeyecek.
  5. Kadın ve erkek (barışma ihtimali için) aynı evde 3 temizlik dönemi (yaklaşık 3 ay) beraber kalacaklar ve bu sayıyı erkek takip edecek.
  6. Bu süre içinde barışırlarsa evliliğe devam edebilirler. Erkek ayrılmak da ısrarcı olursa süre dolunca güzellikle ayrılırlar.
  7. Ayrılırlarken erkek hanımına önceden verdiği malları ondan alamaz. (Haramdır)

Bu şartlara uygun olarak yapılan bir boşamaya 1 talak denir. Bu talaktan sonra kadın ve erkek güzellikle ayrılır. Kadın ve erkek ayrıldıktan sonra yeniden evlenmek isterlerse nikah yaparak yeniden evlenebilirler. Erkek aynı hanım üzerinde yukarıdaki boşama yetkisine iki kez sahiptir. Yani bu şartlara uygun olarak bir kadını iki kere boşayabilir. Üçüncü boşamada bekleme olmaz hemen ayrılırlar. Bu konu ayrıntılı olarak başka bir derste incelenmişti.

 

KADININ BOŞAMA YETKİSİ: İFTİDA

 

Allah kadına da boşama yetkisi tanımıştır. Bunu şu ayette bildirmiştir:

2. Bakara 229:

الطَّلَاقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَأْخُذُوا مِمَّا ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلَّا أَنْ يَخَافَا أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

O talak iki keredir. (Yani talak suresinde anlatılan boşama sistemi) Ondan sonrası ya güzellikle tutmak ya da güzellikle serbest bırakmaktır. (Boşadığınız zaman) kadınlara verdiklerinizden hiçbir şeyi almanız size helal değildir. Ancak kadın ve erkek Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından korkarlarsa o zaman alabilirsiniz. (Ey Müslümanlar) Bu karı-kocanın Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacağından siz de korkarsanız bilin ki, kadının fidye vererek kendisini kurtarmasında ikisine de bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Onları aşmayın. Kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, işte onlar zalimlerdir

 

 

Bu ayette ‘talak’ fiilinin faili erkek, ‘iftedet’ fiilinin faili de kadındır. Bunun için talak erkeğin boşama yetkisi, ‘iftida’ da kadının boşama yetkisidir. Yani talakta kararı erkek verir, iftidada son kararı kadın verir.


Evliliğin yürümeyeceği endişesine kapılan kadın, durumu yetkililere bildirir. Yetkililer; hakemler, mahkeme, aile büyükleri gibi çeşitli etkin kişiler veya makamlar olabilir. Kadın bu yetkililere iftida için; ‘kocamı sevmiyorum’, ‘kocam beni dövüyor’, ‘inanç farklılığımız var’… gibi herhangi bir nedenle başvurabilir. Bu durumda yetkililer, Nisa suresinin 35. ayetine göre davranmak zorundadırlar.

 

4. Nisa 35:

وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ أَهْلِهَا إِنْ يُرِيدَا إِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللَّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا

Eğer karı-kocanın aralarının ayrılmasından korkuyorsanız, bir tane erkeğin ailesinden, bir tane de kadının ailesinden hakem gönderin. Eğer bunlar arayı düzeltme iradesi gösterirlerse Allah onların aralarını uyuşturur.

 

Bu hakemler kadına iftidâ yetkisi verirler. Kadın, ayrılmaya karar verirse, kocasından aldığı mehir, hediye vb. gibi malları geri verir. Bunlardan ne kadarının geri verileceğine yetkililer karar verirler. Kocanın suçu yoksa tamamını geri vermesi gerekir. Kocanın suçu varsa kadın sembolik bir mal verir. (İftida yaptığı için)

 

Bazen erkek, karısından mal alabilmek için karısını iftidaya çeşitli yollarla mecbur bırakabilir. (İftira, psikolojik baskı vs.) Erkeğin böyle yapmak istemesinin nedeni talak yoluyla boşamada kadından mal alamayacak olmasıdır. Çünkü talakta erkek kesinlikle kadından mal alamaz. Bu Nisa suresinde kesin bir ifadeyle yasaklanmıştır: “Eşinizi bırakıp bir başkasıyla evlenmek istediğinizde ona kantar dolusu mal verseniz bile ondan hiçbir şey almayın. İftirada bulunarak ve büyük bir günaha girerek mi alacaksınız? Birbirinizle kaynaşmışken ve onlar sizden sağlam bir söz almışken bunu nasıl alacaksınız?” (4. Nisa 20-21) Böyle bir su-i istimal olmaması için Allah teala devreye yetkili kişilerin girmesini ister. Yetkili makam mahkemedir. Mahkemenin olmadığı yerde hakeme başvurulur. Mahkeme de işi hakeme havâle edebilir. Yetkililer erkeği suçlu görürler ve böyle bir su-i istimal tespit ederlerse yine ayrılmaya karar verirler ama kadının erkeğe mal vermesine mani olurlar. Böyle bir durumda boşanma talebi kadından geldiği için erkeğe sembolik bir mal verir. Mesela Hz. Osman iftida yapan bir kadını bir küpeyle kocasından ayırmıştır. Bu hüküm kocanın suçlu olduğu durumda böyledir. Mahkeme (veya hakemler) kocada bir suç bulamazlarsa kadın iftida yaptığı için önceden kocasından aldığı tüm malını (mehir, hediye vs.) geri verir.

 

 

PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNDE İFTİDA UYGULANDI MI?


Peygamberimizin döneminde: Ensar’dan Sehl’in kızı Habibe, Sabit b. Kays ile evliydi. Bir gün Peygamberimiz sabah namazına çıkmıştı. Habibe’yi, alaca karanlıkta kapısının önünde buldu. “Sen kimsin?” dedi. “Sehl’in kızı Habibe’yim” diye cevap verdi. “Neyin var?” dedi. “Sâbit ile birlikte olamayacağım” dedi. Kocası Sâbit gelince Peygamber ona: “İşte Habîbe! Allah ne vermişse söyledi.” dedi. Habîbe dedi ki: “Ey Allah’ın Elçisi, onun bana verdiklerinin hepsi duruyor.” Allah’ın Elçisi Sâbit’e dedi ki; “Al o malı ondan”. O da aldı ve Habîbe ailesinin yanında oturdu. [el-Muvatta’ Talak 11]

Konu ile ilgili farklı rivâyetler şöyledir:

“Sâbit b. Kays’ın eşi şöyle dedi: Onu ahlak ve din yönünden suçlamıyorum fakat müslüman olduktan sonra nankör olmak istemem. Elimde değil [Buhârî, Talâk 13] Ondan nefret etmekten kendini alamıyorum [İbn Mâce, Talak 22]. Allah korkusu olmasa yanıma geldiğinde yüzüne tükürürdüm. [İbn Mâce, Talâk 22]

“Habîbe Peygamberin komşusu idi. Sâbit onu dövmüştü. [Darimi, Talâk, 7] O, sert mizaçlı biri idi. [İbn Sa’d, VIII/326] O kocasından olabildiğince nefret ediyor ama kocası onu çok seviyordu. [Kurtubî, Tefsir, III/95]

“Allah’ın Elçisi; “Sana verdiği bahçeyi iade eder misin?” dediğinde Habibe, fazlasını dahi verebileceğini söyledi. Allah’ın Elçisi: “Fazlasına hayır. Fakat bahçesini verirsin” dedi. [Şevkânî , VI/277]

 

SAHABELER DÖNEMİNDE İFTİDA UYGULANDI MI?


Sahabe döneminde de şöyle bir olay oldu: Ömer b. el-Hattab’a kocasını şikâyet eden bir kadın geldi. Kadın, içerisinde saman (çer-çöp) bulunan bir eve kondu ve geceyi orada geçirdi. Sabah olduğunda Ömer gecesinin nasıl olduğunu sordu. Kadın “Böyle parlak bir gece geçirmedim” dedi. Bunun üzerine Ömer kocası hakkındaki düşüncesini öğrenmek istedi. Kadın onu övdü ve ardından “O yok mu o!? Fakat elimden başka bir şey gelmiyor!” dedi. Bunun üzerine Ömer iftidâ hususunda ona izin verdi. [Mâlik b. Enes, Müdevvene, II/341]

Ömer, kadının kocasıyla birlikte yaşayıp yaşayamayacağını anlamak istemişti.

Gerek Peygamberimiz gerekse Ömer radıyallahu anh, nefretin nedenini sormamıştır.

 

Böyle durumlarda yapılacak uygulama bu şekildedir. Eğer kadın boşanmak için yetkili merciye başvurmuşsa mahkeme bakar; eğer gerçekten beraber yaşayamayacaklarını anlarsa (Bakara 229. ayetin ifadesiyle ‘Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından korkulursa) kadının iftida yapmasına izin verir. Ama son kararı yine kadın verir. Kadın kocasından aldığı malın tamamını veya bir kısmını (buna mahkeme/hakemler karar verir) kocasına verir ve ayrılırlar.

 

İFTİDADA İLE TALAKTAKİ ŞARTLAR AYNI MI?

 

Kadının boşamasında talaktaki şartlar yoktur. Yani boşamanın adet döneminde olmaması, ilişkiye girilmediği bir temizlik döneminde olması, kadının aynı evde iddet beklemesi, evden çıkmaması şeklindeki şartlar iftidada yoktur. İftidada, talakta olduğu gibi sayı şartı da yoktur. İftidada iddet bekleme şartı yoktur. Çünkü iddet, çocuk olup olmadığı anlaşılsın diye değil barışma ihtimali için beklenmesi gereken süredir. Bunun böyle olduğu talak suresinde açıkça belirtilmiştir. Zaten çocuk olup olmadığını anlamak için üç ay beklemeye gerek yoktur. Bu bir adet dönemi beklemede belli olur. İftidada üç aylık iddet beklemeye gerek görülmemiştir. Çünkü iftidada kararı veren kadındır. İftidada çocuk olup olmadığının tespiti bir tek adet ve temizlik süresi ile yapılabilir. Buna istibra denir. İftidâda gerekli olan da budur.

 

 

 

KUR’AN-I KERİM’DE İFTİDAYA ÖRNEK VAR MI?


Kur’an-ı Kerim’de bu iftidanın uygulamasına bir örnek vardır.

 

60. Mumtehine 10:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَءَاتُوهُمْ مَا أَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنْفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

 

Ey Müminler! Mümin kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihandan geçirin. Onların imanlarını en iyi Allah bilir. Eğer mümin olduklarını öğrenirseniz, onları kâfirlere geri çevirmeyin. Bunlar onlara helal olmazlar. Onlar da bunlara helal olmazlar. Kocalarının bu kadınlar için harcadıkları masrafları verin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize engel yoktur. Kâfir kadınların ismetlerine yapışmayın; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da kendi harcadıklarını istesinler. Bu Allah'ın size hükmüdür; aranızda o hükmeder. Allah bilir, doğru karar verir.

 

Bu ayetlerin inmesine sebep olan şöyle bir olay var: Peygamberimizin Mekkeli müşriklerle yaptığı Hudeybiye antlaşmasının maddelerinden biri şöyleydi: “Senin dininden de olsa, bizden hangi adam sana gelirse bize geri göndereceksin” Bu anlaşmadan sonra bir erkek çıkageldi. Anlaşma gereği o Müslüman erkek Mekkelilere teslim edildi. O erkekten sonra bir grup Mekkeli Müslüman kadın çıka geldi. Mekkeliler o kadınları da istediler ama peygamberimiz onlara anlaşma maddesini göstererek o kadınları geri vermedi. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. [Buhârî, Şürut, 15] Çünkü antlaşma şartında “adam” diye tercüme ettiğimiz (رجل = erkek) kelimesi vardı. Kadınlar o kapsama girmediğinden Peygamberimiz, Mumtehine suresinin 10 ayetindeki şartlara uyan o kadınlarla biat etti ve onları geri çevirmedi. [Safiyyurrahman el-Mubarekfûrî, er- Rahîk’ul-mahtûm, Beyrut – Lübnan, 1408/1988, s. 314]

 

 

Bu ayetten, gelen bu kadınların hepsinin evli olduğunu anlıyoruz. Bu gelen kadınlar kocalarını bırakıp kaçıp gelmişler. Onların bu tavırları, kocalarından ayrılmaya karar verdiklerini gösterir. Çünkü aynı günlerde Mekke’de kalan müslüman hanımlar da vardı. Onlar kocalarından ayrılma kararı vermedikleri için gelmemişlerdi.  O sırada Mekke’de evli müslüman kadınların olduğunu hudeybiye anlaşması sırasında inen Fetih suresi 25. ayetinden anlıyoruz: “Eğer onların arasında olan ve henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları ezmeniz ve ondan dolayı size leke sürülmesi ihtimali olmasaydı Allah savaşı önlemezdi.” (Fetih 25) Demek ki o sırada Mekke’de mü’min kadınlar da var ve bunlar kaçıp gelmemişler. Bunların kocaları müşrik veya mü’min olabilir. Aynı günlerde inen Mumtehine 10 ve Fetih 25. ayetleri dikkatle okursak mumtehine suresindeki haramlığın başka bir şey anlattığı görülür. Kısaca toparlayacak olursa ayette geçen ‘bunlar onlara, onlar bunlara helal olmaz’ cümlesi kadının kocasından ayrılmaya karar verdiğini gösterir. ‘Kocalarının bu kadınlar için harcadıkları masrafları verin’ ifadesi de iftida gereği kadının erkeğe malını vermesidir. Bu haramlık kocalarının müşrik olmalarıyla alakalı değildir. Çünkü eğer böyle bir yasak olsaydı o anda Mekke’deki kocaları müşrik olan diğer Müslüman kadınların da gelmeleri gerekirdi. Zaten böyle bir haram olsa peygamberimizin kızı Zeynep müşrik kocasıyla evliliği sürdüremez hemen ayrılmaları gerekirdi. Müşrik kadınlarla evlenilip evlenilemeyeceği konusu ilerde işlenecektir. Konuyu fazla dağıtmamak için burada ayrıntıya girmiyoruz.

 

Mumtehina 10. ayetteki anlatılan kadınlar Müslümanların yanına kaçarak geliyor ve inanç farkından dolayı kocalarından ayrılmak istediklerini söylüyorlar. Allah teala yetkililere (Müslümanlara) ‘onların imanını imtihan edin’ diye görev veriyor. Ayrılma isteklerinde samimi olup olmadıklarını anlamak için inanç yönünden imtihana tutuluyorlar ve samimi oldukları anlaşılıyor. Geriye sadece iftida parasını vermek kalıyor. Bu kadınlar kaçıp geldiklerinden yanlarında para olmayacağı belli. Bunu için bu para verme işini Allah teala ‘Kocalarının bu kadınlar için harcadıkları masrafları verin’ ayetiyle Müslümanlara yüklemiştir. Yani o kadınların kocalarına verecekleri para Müslümanlar tarafından karşılanacaktır. Böylece boşanma işlemi tamamlanmış oluyor. Kocasına da harcadığı paralar geri gönderilerek bu işlemin sonucundan haberdar olması sağlanıyor. Böylece kadın kocasından ayrılmış oluyor. Kocasından ayrıldığı için de bu kadın başkasıyla evlenebilir. Ayetin devamındaki “Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize engel yoktur.” ifadesi de buna işaret ediyor.

 

Peki, Medine’deki Müslümanlardan bazılarının karısı müşrikti. Bu kadınlar, kendileri müşrik kocaları Müslüman olduğu için rahatsız oluyorlardı. Bunlara ne olacaktı? Mekke’de yaşayan Müslüman kadınların inanç farklılığından doğan rahatsızlıklarından dolayı onlara boşanma hakkı veriliyorsa aynı hakkın aynı durumdaki müşrik kadınlar için de verilmesi gerekmez mi? İşte ayetin devamı bunu düzenliyor.  ”Kâfir kadınların ismetlerine yapışmayın; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da kendi harcadıklarını istesinler.” Ismet Arapça’da engelleme ve koruma anlamlarına gelir. “İnkarcı kadınların ismetlerine yapışmayın” emri, bu kadınlara engel çıkarmayın, anlamına gelir. Konunun devleti ilgilendiren tarafı da olduğu için âyet, “o kadınların ülkeyi terk etmesine engel olmayın” anlamına da gelebilir. Nitekim Ömer radıyallahu anh, bu âyetin indiği gün, iki müşrik karısını serbest bırakmıştı. Onlar Mekke’ye gitti ve biri Ebû Süfyan ile diğeri de Safvân b. Umeyye ile evlendi. [Buhârî, Şürut 15] Ebû Süfyan Mekke’nin fethi sırasında, Safvân b. Umeyye ise Huneyn savaşından sonra müslüman oldu.

                  

Kafir kadının müslüman koca ile yaşamak istememesi bir iftidâ talebidir. Bu müşrik kadın iftida yapacaksa mehrini kocasına vermesi lazım. Ayetin “kadınlara yaptığınız masrafı isteyin” kısmı bunu göstermektedir.

 

Peki Müslümanların eşlerinden biri inanç farklılığı sebebine dayanarak müşriklere kaçarsa ve iftida parasını da vermezse ne olacak? O da ayetin devamında bildiriliyor.

 

60. Mumtehine 11:

وَإِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ

Eşlerinizden biri kâfirlere kaçar, sonra onlardan karşılığınızı alacağınız konuma gelirseniz ganimetten, eşleri kaçıp gitmiş olanlara, harcadıkları kadar ödeme yapın.

 

Yani bu şekilde iftida parasını vermeden kaçan kadınların iftida parasını o kadının eşine devlet verir.

Böylece Kur’an’da tam bir mütekabiliyet örneği gösterilmiştir.

 

İşte bakın Kur’an-ı Kerim’de kadının boşamasına da örnek varmış. Hem de çok ayrıntılı şekilde örneklendiriliyor. Fakat bu ayetleri doğru anlayabilmek için önce Bakara suresi 229. ayeti iyi anlamak gerekiyor.

 

Her konuyu bize en geniş anlatan kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Ama Kur’an’ı anlamanın bir üslubu vardır. O da ayetler arası ilişkiyi çok iyi kurmaktır. Bu da bir ekiple yapılmalıdır. Bunlar hep Kur’an’ın bize yüklediği görevlerdir. Ama konumuz bu olmadığı için ayrıntıya girmiyoruz.

 

KUR’AN KADINA BOŞAMA HAKKI VERMİŞ, PEYGAMBERİMİZ VE SAHABELER DE BUNU UYGULAMIŞLAR,

PEKİ MEZHEPLER KADINA BOŞAMA HAKKI VERMİŞLER Mİ?


 Kadının boşama hakkı konusu Kur’an-ı Kerim’de var, peygamberimizin ve sahabenin uygulamasında var fakat mezheplerin hiç birinde yoktur. Mesela bu ayetleri tefsirlerden okursanız hiçbir şey anlaşılmaz. Çünkü ayetler arası ilişkiler kurulmadığı ve peygamberimizin örnekliğinden yeteri kadar yararlanılamadığı için doğru manalar ortaya konamamıştır. Bu ayetlere dayanarak din değiştirmenin nikahı bitirdiği sonucuna varılmıştır. Halbuki ayetler arası ilişkiler kurulduğu zaman bu sonuca varmak mümkün değildir. Nitekim peygamberimizin hayatında da bunun tam aksini bildiren çok sayıda örnek vardır. İnanç farklılığı boşama sebebi olabilir. Ama inanç değişikliği otomatik olarak boşanmayı sağlamaz. Eğer eşler inanç değişikliğine rağmen evliliği devam ettirmek isterlerse buna mani yoktur. Din değiştirmenin nikahı bitirmediği konusunu başka bir derste ayrıntılı işleyeceğiz.

 

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır

 

 

 

Aşağıda Abdülaziz Bayındır’ın farklı derslerde bu konuyla ilgili anlattıklarının kısa bir özeti sunulmuştur:

 

Mezhepler iftidadan bahsetmezler. Bunun yerine hul (muhalaa) denilen bir uygulamadan bahsederler. Bu uygulamada kadın sadece boşanmayı teklif edebilir. Kabul edip etmeme erkeğin insafına kalmıştır. Yani son söz yine erkektedir. Erkek boşanmayı kabul ederse kadın ondan aldıklarını verir ve ayrılırlar. Ama erkek boşanmak istemezse kadın asla boşanamaz. Dolayısıyla bu uygulamaya kadının boşama hakkı denemez. Ama Kur’an’ın ortaya koyduğu ve peygamberimizin uyguladığı iftida sisteminde kadın boşanmak istediğini erkeğe söylemesine bile gerek yoktur. Kadın boşanmak istediğini yetkililere (mahkeme veya hakemlere) bildirir. Yetkililer durumu değerlendirirler uygun görürlerse boşanmaya onay verirler kadın da kocasından iftida bedelini vererek ayrılır. Bu sistem Allah tealanın koyduğu sistem olduğu için; fıtrata, akla, kadının ve erkeğin haklarına, toplumun düzenine ve tüm çağlara en uygun sistemdir. Fakat mezheplerin görüşleri insan mamülü olduğu için evrensel değildir. (belki kendi zamanlarında kısmi uygulama sahası bulmuş olabilir)

 

Mezhepler bir de tefviz-i talaktan bahsederler. Bu nikah sırasında erkeğin 3 talak hakkından birini veya ikisini kadına verme işine denir. Halbuki bu usulsüzlüktür. Çünkü Allah teala talak hakkını erkeğe vermiştir. Kadına da iftida hakkını vermiştir. Talakta fail erkektir, iftidada fail kadındır. Erkek hiç boşanmak istemese bile kadın yine iftida yaparak boşanabilir. Bunda erkeğin söz hakkı yoktur. Talakta da kadın boşanmak istemezse bile erkek onu boşayabilir. Dolayısıyla mezhepler kadının kendi hakkı olan iftidayı ona vermedikleri için kurdukları sistemdeki bu eksikliği erkeğin hakkını erkekten alarak kadına verme yoluyla gidermeye çalışmışlardır. Bu da bir usulsüzlüktür. Mezheplerin icat ettiği bu garip uygulamayı her kadın kullanamaz. Mezheplere göre kadın, nikah sırasında kocasının talak haklarından birini almayı unutmuşsa! o kadın kocasından asla boşanamaz. Kocası boşarsa ancak boşanabilir.

 

Bu konu çok önemlidir. Çünkü kadına Allah’ın verdiği hakkı vermediğiniz zaman kadının ezilme ihtimali  vardır ve bunun örnekleri pek çoktur. Çünkü insanların hepsi adaletli ve insaflı değildir. Mesela bir zaman Almanya’da yaşayan bir kadın bir hocaya sormuş: “Ben kocamdan nefret ediyorum ve ayrılmak istiyorum. Ama bunu dinimizin emrettiği şekilde yapmak istiyorum. Ne yapmam lazım?” demiş. Hoca da mezheplerin fetvalarına göre “Kocanla konuşup onun seni boşamasına razı etmelisin” demiş. Kadın da: “Bunu denedim beni kesinlikle boşamayacağını söyledi, ama benim onunla yaşamaya tahammülüm yok” demiş. Hoca bunun başka bir yolu olmadığını son sözün kocaya ait olduğunu söylemiş. O kadıncağız da kurtuluşu intiharda aramış ve kendini öldürmüştür. Bu sadece münferit bir olay değil, mükemmel çözümler sunan fıtrat sistemi olan İslam dininin nasıl çıkılmaz bir hale getirildiğinin de bir resmidir.

 

Günümüzde çok yaşanan sorunlardan biri de şöyledir: Erkekle kadın nişanlandıktan sonra nikahı da yapıyorlar. Sonra kız tarafı düğünden vazgeçiyor. Fakat erkek kızı boşamıyor. Bu ve buna benzer durumlarda mezheplerde çıkış yolu yoktur. Erkek istese o kadını ömür boyu mağdur edebilir. Çünkü mezhepler Allah tealanın kadına verdiği boşanma hakkını kadının elinden almışlardır.

 

Süleymaniye, Hoca Gıyasettin Mah. Şifahane Sok. No:20 34134 Fatih / İstanbul
Tel.: (+90 212) 513 00 93 Faks: (+90 212) 511 21 69