Bu derste Din Farklılığının Evliliğe Etkisi konusu işlenmiştir.
DİN FARKLILIĞININ EVLİLİĞE ETKİSİ
Müslüman eşlerden biri dinden çıkarsa veya müslüman olmayan eşlerden biri İslam’ı kabul ederse nikahın durumu ne olacaktır? Bu konu oldukça önemlidir. Çünkü günümüzde gayrı müslimlerden İslam’ı kabul eden çok insan var. Fıkıh kitaplarına bakarsanız bunların aileleri bozulur. Dolayısıyla Müslüman olan kadın ise kocasından, erkek ise hanımından ayrılmak zorundadır. Bu uygulama dolaylı olarak; “eğer aileni bozmak istemiyorsan Müslüman olma” anlamına gelir. Bu bir baskı değil mi? Halbuki Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
2. Bakara 256:
Din konusunda hiçbir baskı olmaz
Aynı şekilde mezheplere göre Müslüman eşlerden biri din değiştirirse aile otomatik olarak yıkılıyor. Bu da insanları münafık olmaya zorluyor. Çünkü kâfir olan bir kişi ailesinin yıkılmasını istemezse bu kararını açıklamaz, kalpten kâfir olduğu halde Müslüman gibi görünmeye devam eder. Bu da dinde zorlamadır. Şu anda mezhepler hukuku yürürlükte değil ama eğer yürürlükte olsaydı eşlerden biri kâfir olunca derhal ayrılmaları gerekir. Fıkıh yürürlükte olmasa bile günümüzde bu konuda fetva sorulacak olsa, mezheplerin tamamında eşlerden birinin kâfir olması durumunda nikahın düşeceği, birlikte yaşamanın mümkün olmayacağı söylenir. Bunu Mumtehine suresi 10. ayete dayanarak söylerler.
Burada yeri gelmişken İslam aleminin en büyük hatasına da değinelim. Bu hata, ayetleri açıklamada takip edilen metotla ilgilidir. Yüce Allah Kur’ân’ın yine Kur’ân tarafından açıklandığını bildirmiştir. Kur’ân’ı açıklama da metot budur. Bu metot ayetlerde ayrıntılı olarak anlatılmış ama bu başka bir dersin konusu olduğu için şimdilik sadece bu metodun özeti olan 1-2 ayeti okuyalım.
11. Hud 1:
Elif, Lâm, Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır.
Allah Teâlâ, açıklamayı bizzat kendisi yapacağını bildirmiştir. Allah, ayetleri açıklamayı kimseye bırakmamıştır. Cenab-ı Hak açıklamayı neden kendi üzerine almış? Cevabı ayetin devamında veriliyor.
11. Hud 2:
Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye. Ben de sizin için, Allah tarafından bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Çünkü herhangi bir kişi Allah adına açıklama yaparsa, insanlar o kişinin sözlerini Allah’ın sözü gibi sayabilirler. O zaman o kişi Allah’ın yerine konmuş olur. Ona itaat da Allah’tan başkasına kul olmak olur. Kur’ân’ı yine Kur’ân açıklar peygamberimiz de bu açıklamaları bize anlatır ve örnek olur. Yani Kur’ân’ı peygamberimiz bile açıklamaz. Allah’ın açıklamalarını bize anlatır. Bunu bir yerde söyleyince bir kişi itiraz etti ve peygamberimizin Kur’ân’ı açıklama yetkisi olduğunu söyleyerek şu ayeti okudu.
16. Nahl 44:
Sana da bu zikri indirdik ki insanlara ne indirildiğini beyan edesin.
Gelenekte bu ayetteki “beyan edesin” kelimesi “açıklayasın” olarak anlaşılmış. Ama Kur’ân’ı Kur’ân’la anlama metoduna göre hareket edilseydi böyle anlaşılmazdı. Çünkü Allah Teâlâ bu kelimeyi başka bir ayette kullanarak bu kelimenin anlamını vermiştir.
3. Al-i İmran 187:
Onu insanlar için beyan edeceksiniz, gizlemeyeceksiniz….
Yani beyan etmek; gizlememek, ifşa etmek, açığa çıkarmak, göstermek, ortaya koymak anlamına geliyor. Hatta Türkçemiz de bile bu anlamda kullanılır. Mal beyanı (bildirimi) deriz. Yani Allah ne indirmişse onu göstereceksiniz, gizlemeyeceksiniz demektir.
O zaman peygamberimizin bize gösterdiği, kendi açıklamaları değil Kur’ân’daki açıklamalardır. Çünkü Allah açıklamayı kendisinin yapacağını çeşitli ayetlerde açıkça bildirmiştir. Peygamberimizin örnekliği bize sünnet olarak geliyor. Ama o sünnetlerin hepsi Kur’ân’da geçen hükümlerdir.
Peki Kur’ân’daki açıklamalara nasıl ulaşılır. Bu çok uzun ve ayrı bir ders konusu ama kısaca değinelim: Kur’ân-ı Kerîm, mesâni (ikili) sistem üzere inmiştir. Yani bir ayeti açıklayan başka bir ayet mutlaka vardır. Bu açıklamalar ayetler arası benzerliklerden yola çıkılarak yapılır. Buna teşâbuh denir. Böyle benzeşen ayetlere de müteşâbih ayetler denir. Ayetler arası bu teşâbühten ayrıntılı açıklamalara ulaşılır. Bu da ancak ekip çalışmasıyla yapılabilir.
Âlimlerin işi Kur’ân’ı açıklamaya çalışmak değildir. Alimlerin işi, Allah Teâlânın açıklamalarını Kur’ân’dan bulup ortaya çıkarmaktır. Dağın içerisindeki madeni bulmak gibi bir şey. O madeni bulanlar madeni oraya koymuş değillerdir. Onlar sadece madeni bulurlar. Kur’ân’da ki bu bilgilere ulaşmaya hikmet denir. Yüce Allah, peygamberlere kitabı ve hikmeti verdiğini söylüyor. Aynı şekilde bize de kitap ve hikmeti indirdiğini söylüyor.
2. Bakara 231:
Size indirdiği kitap ve hikmetle size öğüt veriyor.
Arapça bilenler kolayca görürler ki ayette “bihi” diyor, “bihima” demiyor. Yani bunun anlamı şu: Kitap ve hikmetten bahsettikten sonra bu ikisine atıfta bulunurken “o ikisi” demiyor da “o” diyor. Yani kitap ve hikmet birbirinden ayrı şeyler değildir. Bunlardan kitap; Kur’ân-ı Kerîm’dir. Hikmet de; Kur’ân’daki bilgilerdir.
Peygamberlere Allah’ın, Kitapta yaptığı açıklamaları bulma gücü verilmiştir. Peygamberimizin hadisleri ve uygulamaları Kur’ân-ı Kerîm’deki hikmetlerdir. Bu metoda uyan insanlar da hikmete ulaşabilir. Nitekim sahabeler döneminde bunun örneği çoktur.
Kur’ân-ı Kerîm’deki bu mükemmel yöntem terk edilince Allah’ın “ben açıklarım” dediği Kur’ân’ı, tarihte insanlar açıklamaya kalkmışlardır. Bir ayetten yola çıkarak ayetin konusuyla alakası olmayan hükümler verilmiştir. Bir ayetten yola çıkarak hüküm verilmez. Çünkü sistem bozulmuş olur. Allah, Kur’ân’ın ikili (mesani) olarak indirildiğini bildiriyor. Doğru bilgilere ancak ayetler arası ilişkiler göz önünde tutulduğunda ulaşılabilir. Kur’ân’daki ayetler arası ilişkilerden yola çıkarak doğru bilgilere ulaşmaya hikmet dendiğini söylemiştik. Hikmeti elde etmeyi çorba yapmaya benzetebiliriz. Çorba yapan kişi biraz yağ, biraz tuz, biraz su biraz un vs.. kullanır. Bunları doğru ve dengeli kullanırsa ancak lezzetli bir çorba ortaya çıkabilir. Ama çorbayı sadece sudan yapmaya kalkarsa bu çorba olmaz. İşte tarihte böyle yapılmış. Sadece bir ayet alınmış, ayetler arası ilişkiler göz ardı edilmiş ve bir hüküm ortaya konmaya çalışılmış. Bu ortaya konan hüküm de haliyle eksik olacağı için eksiklikler çeşitli şekillerde kapatılmaya çalışılmış. Hâlbuki Allah bir ayeti diğeriyle, onu da başka ayetlerle açıklamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de ikili sistem vardır. Bu sistemle inebildiğin kadar ayrıntıya inebilirsin. İşte o ikili sisteme uyulmadığı için her konuda olduğu gibi burada da hatalar ortaya çıkmıştır.
DİN FARKININ NİKÂHI SONA ERDİRDİĞİ KONUSUNDA DELİL ALINAN AYET
Mezhepler din farklılığı evliliği sona erdirir derken şu ayete dayanmışlardır:
60. Mumtehine 10:
Ey Müminler! Mümin kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihandan geçirin. Onların imanlarını en iyi Allah bilir. Eğer mümin olduklarını öğrenirseniz, onları kâfirlere geri çevirmeyin. Bunlar onlara helal olmazlar. Onlar da bunlara helal olmazlar. Kocalarının bu kadınlar için harcadıklarını verin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize engel yoktur. Kâfir kadınların ismetlerine yapışmayın; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da kendi harcadıklarını istesinler. Bu Allah'ın size hükmüdür; aranızda o hükmeder. Allah bilir, doğru karar verir.
Bu ayet kadının erkekten ayrılmasıyla ilgili bir örnektir ve Bakara suresi 229. ayetle birlikte anlaşılmalıdır. Bunu önceki derslerimizde işlediğimiz için ayrıntıya girmeden kısaca geçelim. Bakara 229. ayet kadına boşama hakkı vermiştir. Bu ayette kadına boşama hakkı verilirken “iftedet” fiili kullanıldığı için kadının boşama yetkisine iftida denir. Kadın erkekten herhangi bir sebeple ayrılmak isteyebilir. Bu ayrılma isteğini mahkemeye veya hakem heyetine bildirir, onlar gerekli işlemleri yaptıktan sonra kadını haklı görürlerse kadın, kocasından aldığı malları geri vererek ayrılır. İftida kısaca böyle özetlenebilir. Mumtehine suresinin 10. ayetinde ise bu iftidaya bir örnek gösterilmektedir. Mekke’den bazı kadınlar peygamberimize gelirler. Ayet bu kadınlarla ilgili hükümleri içerir. Ayete göre kadınların malları olmadığı için peygamberimiz o kadınların boşanma bedellerini (fidyelerini) kocalarına verecek ve kadınlar geri döndürülmeyecekti. (Çünkü iftida yapılınca nikâh ortadan kalkar) Aynı şekilde Müslüman kocalarından ayrılmak isteyen müşrik kadınlarla ilgili de düzenlemelerde bulunmuştur. Buna göre Müslüman erkek kâfir karısını koruma görevine (ismet) yapışarak onun iftida talebine engel olamayacaktır. Yani ayrılmak isteyen müşrik kadın kocasından ayrılabilecektir. Kadın kendi isteğiyle ayrıldığı için de kocası ona yaptı harcamayı isteyecektir. (iftida bedeli) Ayetin bağlamı kısaca böyledir.
Gelenekte bu ayet Bakara 229 ile birlikte düşünülmediği için bu ayete dayanarak yanlış ve çelişkili hükümler ortaya konmuştur. Tek bir ayete dayanarak hüküm konmayacağını Kur’ân’ın ikili bir sisteme sahip olduğunu yukarıda belirtmiştik.
Mezhepler din farklılığının nikaha engel olduğu hükmüne ayetin şu kısmından yola çıkarak varmışlardır: “vela tümsiku bi asamil kevafir”
Buna şu anlamı vermişlerdir: “Kâfir kadınları nikahınızda tutmayın”
Ayette nikahınızda tutmayın diye bir ifade yok ki! Ayetin meali: “Kâfir kadınların ismetlerine yapışmayın” Yani “onlar sizin korumanız altında diye ‘iftida yapıp gidemezsin’ demeyin”, anlamındadır. Mezheplerin hepsi “Kadın kendisi giderse ondan bir şey istenmez” diyorlar. Halbuki ayetin devamında “Bu kadınlara harcadığınızı isteyin diyor” Bazı alimler de “böyle bir durumda erkek kadını boşamak zorundadır” diyor. Halbuki ayette “boşadığınız kadınlardan hiçbir şey almanız size helal değildir” diye hüküm var. Böyle yapılarak çelişkili, ayetlere aykırı ve peygamberimizin uygulamalarının aksine hükümler ortaya konmuştur. Yani az önce söylediğimiz gibi tek bir maddeden çorba yapmaya kalkınca bu çorba yenmiyor. İşler tamamen birbirine karışıyor. Sonra birisi de çıkıp diyor ki “bu Allah’ın hükmüdür uymazsan kâfir olursun” Meseleyi bilmeyen kişi de kâfir olmamak için hükmü kabul ediyor. Yani suyu çorba niyetine içiyor. Müslüman olan birisi kâfir eşinden ayrılmak zorunda bırakılıyor yani dini bir baskı oluşturuluyor. “Allah’ın emri böyle kardeşim ayrılmazsanız zina etmiş olursun” deniyor.
EHL-İ KİTAP VE MÜŞRİKLERLE EVLİLİK
5. Maide 5:
Bugün temiz şeyler size helal kılınmıştır. Kitap verilenlerin yiyecekleri size helal sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Müminlerden namuslu olan kadınlar ve kendilerine kitap verilmiş olanların namuslu olan kadınları da, sizin de namuslu olmanız, suyu boşa akıtmak amacında olmamanız (yani gönül eğlendirmek amacında olmamanız), gizli dostlar da edinmemeniz ve mehirlerini vermeniz şartıyla size helal kılındı.
EVLİLİĞİN OLMAZSA OLMAZ ŞARTI: NAMUS
Evlenmede olmazsa olmaz şart kadının da erkeğin de namuslu olmasıdır.
24 Nur 3:
Zina eden erkek zina etmiş bir kadından veya müşrik bir kadından başkasıyla evlenemez. Zina eden kadın da zina eden erkek veya müşrikten başkasıyla evlenemez. Bunlar mü’minlere haram kılınmıştır.
Peki bir erkek zina ettiği zaman kâfir olur mu? Elbette olmaz. Peki kâfir olmazsa bu günahkar müslüman müşrik kadınla evlenecek? Hani müşrik kadınlarla evlenilmezdi?
Kur’ân’da evlenmeyle ilgili tüm ayetlerde “namuslu olmak” olmazsa olmaz şarttır. Çok ilginçtir ki Allah’ın olmazsa olmaz dediği “namuslu olmak” şartını mezhepler görmemiştir. Ama Allah’ın koymadığı şartları koymuşlardır.
Yahudi ve Hıristiyanlar da müşriktir
Bizim bütün mezhepler Müslüman erkeğin Yahudi veya Hıristiyan kadınla evlenebileceğini kabul ederler. Ama müşrik kadınla evlenilmez derler. Hâlbuki Yahudi ve Hıristiyanlar da müşriktir. Çünkü Kur’ân, “Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır” buyurur. Zaten Tevbe 31. ayette Yahudi’nin de Hıristiyan’ın da müşrik olduğu çok açık bir şekilde söyleniyor. Onların içinde müşrik olmayan çok az bir grup vardır.
9 Tevbe 31:
Bilginlerini ve din adamlarını, Allah’tan önceki efendileri saydılar (onları Allah’ın önüne aldılar), Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir Tanrı’ya kul olmalarıdır. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.
Bakın ayette “onların şirki” diyor. Demek ki bunlar müşrik. Bunlar müşrik olduğu halde Allah bunlarla evlenmeyi haram kılmıyor. Ama asla tavsiye de etmiyor.
Mezhepler sadece Maide 5. ayete dayanarak diyorlar ki: “Müslüman erkek, ehl-i kitaptan bir kadınla evlenebilir. Ama Müslüman kadının, ehl-i kitaptan bir erkekle evlenmesi asla caiz değildir”. Sadece bu ayete dayanırsanız böyle dersiniz ama bir de Bakara 221. ayete bakın:
2. Bakara 221:
İmana gelene kadar, müşrik XE "müşrik" kadınlarla evlenmeyin. Mümin cariye (esir kadın), hür müşrik kadından elbette iyidir; isterse gönlünüzü çelmiş olsun. İmana gelene kadar, müşrik erkeklere kız vermeyin. Mümin köle XE "köle" (esir) hür müşrikten elbette iyidir; isterse gönlünüzü çelmiş olsun. Onlar sizi ateşe çağırırlar; Allah XE "Allah" ise kendi bildirmesiyle cennete ve affa çağırır. Allah âyetlerini insanlara açıklar, belki akıllarını başlarına toplarlar.
Bakın tevbe suresi 31. ayete göre ehl-i kitap da müşrik. Allah onlarla evliliği haram kılmıyor ama asla tavsiye de etmiyor. “Nikahınıza almayın” diyor. Bu ayette de Müslüman bir cariye hür bir müşrikten daha hayırlıdır buyuruluyor. Daha hayırlı demek, diğeri de olabilir ama bu daha iyidir demektir. Biri şerli biri hayırlı için bu ifade kullanılmaz. “İkisi de hayırlı ama bu daha hayırlıdır” demektir. Yani Allah Teâlâ “haram kılmadım ama onlarla evlenmeyin” demiş oluyor.
Şimdi de aynı şeyi anlatan bir başka ayete bakalım. Nisa 23 ve 24. ayette Allah Teâlâ evlenilmesi haram olanları saydıktan sonra 25. ayette şöyle buyuruyor:
4. Nisa 25:
Mümin ve iffetli hür kadınları nikahlayacak kadar varlıklı olmayanlar, ellerinizin altında olan mümin cariyelerden (esir kadınlardan) nikahlayabilirler. İmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Hepiniz birbirinizdensiniz[1]. Onları ailelerinin izni ile nikahlayın ve mehirlerini marufa uygun olarak verin. Onlar da iffetli olsunlar, zinadan uzak dursunlar ve gizli dostlar edinmesinler. Evlenirler, sonra da zina etmiş olarak karşınıza çıkarlarsa onlara verilecek ceza, hür kadınlara verilenin yarısı kadardır. Bu ruhsat, içinizden zor duruma düşmekten korkanlar içindir. Ama sabretmeniz daha iyi olur. Allah bağışlar ve merhamet eder.
Mü’min namuslu bir kadınla evlenmeyen kişinin ikinci seçeneği mü’min bir cariyeyle evlenmesidir. Ama Allah “sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır” buyurarak bunu tavsiye etmemektedir. Ehl-i kitaptan olan bir kadınla evlenmek ise üçüncü seçenektir. Tevbe 31’e göre ehl-i kitap müşrik olduğu için üçüncü seçenek “müşik kadınla evlenmektir”. Bakara 221. ayet de onu anlatıyor ve mümin kadının müşrik bir erkekle evlenmesini de aynı hükme katıyor. Yani müşriklerin kadınları gibi erkekleri ile evlenmek de haram değildir ama asla tavsiye edilmez.
Allah’ın kesin haram kıldığı zina edenle evlenmektir. Yani zina eden kadınla namuslu bir erkek evlenemez. Bu haram kılınmıştır. Peki, namuslu bir kadın namuslu bir erkekle evlendikten sonra zina fiili gerçekleşse ne olacak? Bu durumda aile bozulur mu? Bunun cevabını yine Allah Teâlâ’dan alacağız.
24 Nur 6:
Kendinden başka şahidi olmadığı halde eşlerine zina isnadında bulunan erkekler…
Bu ayette; erkeğin gözüyle zina ettiğini gördüğü kadın hakkında Allah Teâlâ “eş” diye bahsediyor. Yani evlilikten sonra yapılan zina “eş”liğe yani nikâha zarar getirmez. Ayetin devamında bu durumda yapılması gereken yargı usulü anlatılıyor. Bu durumda evlilik devam ettirilebilir.
Müşrikle Olan evliliğe Kur’ân da Örnekler var mı?
Müşrik bir kadınla mü’min bir erkeğin evli olmalarına örnek:
66. Tahrim 10:
Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karısını örnek gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik etmişlerdi. Eşleri Allah'tan gelene karşı onlara bir fayda sağlayamamışlardı. O iki kadına: «Cehenneme girenlerle beraber siz de girin» dendi.
Müslüman bir kadınla müşrik bir erkeğin evliliğine örnek:
66. Tahrim 11:
Allah iman edenler için de Firavun’un karısını örnek gösterir. Firavunun karısı Allah’a şöyle yalvardı: Ya rabbi; cennette senin katında bana bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun işlerinden kurtar. Bu zalimler topluluğundan da beni kurtar.
PEYGAMBERİMİZİN UYGULAMASI
Peygamberimiz bir konuda bir uygulama yapıyorsa mutlaka Kur’ân-ı Kerîm’e dayanıyordur. Konuyu peygamberimizin uygulamalarıyla bitirelim.
Peygamberimiz Müslüman olan hiçbir kadına “kocan da Müslüman oldu mu?” diye sormadığı gibi Müslüman olan hiçbir erkeğe de “eşin de Müslüman oldu mu?” diye sormamıştır. Hiçbir karı-kocayı bu sebeple birbirinden ayırmamıştır.
Peygamberimiz bize her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örneğimizdir.
1. Örnek:
En büyük kızı Zeynep radıyallahu anha Müslüman oluyor. Ama kocası Eb’ul-As b. er-Rebi’ Müslüman değil. Peygamberimiz bunları birbirinden ayırmıyor. Peygamberimiz Medine’ye hicret ediyor, kızı ve damadı Mekke’de kalıyor. Eb’ul-As Hatice annemizin yeğenidir. Yani Zeynep ile teyze çocukları oluyorlar. Eb’ul-As Bedir savaşına müşriklerin safında katılıyor ve esir alınıyor. Esirler konusunda İslam’ın hükmü Muhammed suresi 4. ayetinde “ya fidye karşılığında veya karşılıksız serbest bırakılması” şeklindedir. Peygamberimiz esirlerin bir kısmını fidyesiz serbest bırakmış, bir kısmını fidye karşılığında serbest bırakmış, bir kısmını da fidye bedeli olarak çocuklara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmıştır. Peygamberimizin damadı olan Eb’ul-As da zenginlerden biri. Zeynep kocasını kurtarmak için Medine’ye bir kısım mallar gönderiyor. O mallar içinde annesi Hatice’nin düğün sırasında taktığı bir gerdanlık da varmış. Peygamberimiz o gerdanlığı görünce duygulanmış, Ebul As’ı malları almadan (fidyesiz) göndermiş ve ona: “Ben seni gönderiyorum sen de bana kızımı gönder” demiş. Eb’ul-As Mekke’ye varınca eşi hamile olmasına ve eşini çok sevmesine rağmen onu Medine’ye göndermiş. Eb’ul-As Zeynep’i o kadar çok severmiş ki zengin, itibarlı olmasına rağmen altı sene hiç evlenmeden beklemiş. Niçin evlenmediğini soranlara da “dünyanın bütün kadınları bir yana Zeynep bir yana” diye cevap verirmiş. Zeynep de kocasını çok seviyor. Eb’ul-As hicretin altıncı yılında bir kervanla Suriye’den gelirken kervanı Müslümanların eline geçiyor –bu konuda farklı rivayetler var- kendi de gece gizlice Medine’de eşi Zeynep’in evine gidiyor. Sabahleyin herkes namazdayken Zeynep yüksek sesle “Ey Müslümanlar Eb’ul-As benim korumam altındadır” diye ilan ediyor. Peygamberimiz namazdan sonra; “Müslümanların verdiği emana (güvenceye) uyulması gerekir” diyerek Ebul As’a dokunulmamasını istemiştir. Kızı Zeynep’e de “Misafirine iyi bak” diye tenbih ediyor. Ebul As’a da Müslüman olmasını teklif ediyor ama Eb’ul-As kabul etmiyor. Peygamberimiz sahabilere, Ebul As’ın mallarını geri vermeleri halinde memnun olacağını bildirince mallarını geri veriyor, esirleri serbest bırakıyorlar. Eb’ul-As Mekke’ye gidip borçlarını ödüyor ve üç ay sonra Medine’ye gelip Müslüman oluyor. Nikâh veya başka hiçbir işlem yapılmadan Zeynep ile Ebu’l-As’ın evliliklerini devam ediyor.
Eğer birisinin Müslüman olması veya kâfir olması nikâhı ortadan kaldıracak olsa, peygamberimizin kızı Zeynep’e bu kadar yıl içerisinde bir talipli çıkmaz mıydı? Hangi fıkıh kitabını açarsanız açın kadın veya erkekten biri kâfir veya Müslüman olunca otomatik olarak nikah düşer, denir. Bu durumda kadın, Malikilere göre üç adet döneminden sonra diğer mezheplere göre de bir adet döneminden sonra istediği erkekle evlenebilir. Eğer bu söylenenler doğru olsaydı peygamberimizin kızı Zeynep’e bu kadar yıl içerisinde bir talipli çıkmaz mıydı? Hiçbir talip çıkmamıştı, çünkü herkes biliyordu ki Zeynep nikâhlıdır. Eğer onların nikâhları düşmüş olsaydı Peygamberimiz onları hiçbir işlem yapmadan nikâhsız birleştirebilir miydi? Bu uygulama Peygamberimizin hayatında çok açık bir delil değil mi?
Diyorlar ki; bu başlangıçta böyleydi ama Hudeybiye antlaşması sırasında gelen ayetle nesholdu (değişti). (Bununla yukarıda işlenen Mumtehine suresi 10. ayeti kastediyorlar) Hudeybiye antlaşması hicretin altıncı yılında olmuştu. Bu anlattığımız olay da altıncı yılda hatta bazı rivayetlerde yedinci yılda olmuştu. Sekizinci yılda ise iki farklı örnek vardır:
2. Örnek:
Hicretin 8. yılında Mekke fethediliyor. Mekke’nin fethi sırasında Safvan b. Ümeyye’nin hanımı Müslüman oluyor. Safvan, Mekke’nin silah deposunu elinde bulunduran silah taciri zengin bir kişiydi. Safvan’ın hanımı Müslüman oluyor ama kendisi kaçıyor. Peygamberimiz onun amcasının oğlu Vehb b. Umeyr’i kendi ridasıyla beraber arkasından gönderiyor. Amcasının oğlu Vehb’in peygamberin ridasıyla beraber kendisine geldiğini ve peygamberin kendisine iki ay süre verdiğini gören Safvan Mekke’ye geliyor. Peygamberimizle görüşüyor. Peygamberimiz ona verdiği iki ay süreyi dört aya çıkarıyor. Sonra peygamberimiz ondan Huneyn savaşı için silah istiyor. Safvan silahları vererek savaşa kendisi de katılıyor. Aradan iki ay geçtikten sonra Safvan Müslüman oluyor. Ama bu iki ay içerisinde hanımıyla beraber yaşamaya devam ediyor. Peygamberimiz hanımı Müslüman, Safvan müşrik diye evliliklerine son vermiyor. Zaten ayetlere göre müdahale edemez ki!
3. Örnek:
Ebu Cehil’in oğlu İkrime de aynı şekilde Yemen’e kaçıyor. Fakat hanımı Ümmü Hakim Müslüman olmuştu. İkrime’nin hanımı kocası için peygamberimizden eman aldı ve kocasını bulmak için yola çıktı. Kocasını buldu, onu ikna etti ve Mekke’ye getirdi. Eğer din farklılığı evliliği sona erdirseydi peygamberimiz İkrime’nin hanımının ona gitmesine izin verir miydi? Gerek Safvan olsun gerek İkrime olsun yeni nikah olmadan evliliklerine devam etmişlerdir.
Ama nasıl olmuşsa olmuş din farklılığının evliliği sona erdirdiği görüşü mezheplere girmiştir. Kâfir olan karı kocadan biri Müslüman olunca mezheplere göre iş bitmiş, nikâh düşmüştür.
Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR
19 Mayıs 2009
İSTANBUL
SAHABE UYGULAMALARI
Ali radıyallahu anh, Müslüman olan Yahudi ve Hıristiyan kadınların kocası hakkında şöyle demiştir: Kocası ondan yararlanmaya daha çok hak sahibidir. Zira aralarında bir ahd vardır. (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, 18303)
Rivayet edildiğine gör Hani eş-Şeybani dört kadınla evli idi. Kendisi Hristiyan olmasına karşılık hanımlarının dördü de Müslüman oldu. Ömer radıyallahu anh, onlara kocalarının yanında kalabileceklerini yazdı. (İbn-i Ebi Şeybe, Musannef, 18306)
Hiyre halkından bir kadının Müslüman olması ve kocasının Müslüman olmaması üzerine Ömer, kadını muhayyer bırakmış, dilerse kocasından ayrılabileceğini, dilerse onun yanında kalabileceğini yazmıştır. (Abdurrezzak, Musannef, 10083)
SONUÇ
- Evlenmede olmazsa olmaz şartlardan biri namuslu olmaktır.
- Zinakar birisi ancak zinakar başka biriyle veya müşrikle evlenebilir. Ancak tevbe edip durumunu düzeltirse namuslularla da (Nur 24/5) evlenebilir.
- Müslüman bir erkek veya kadın, Müslüman’la veya diğer dinlerden biriyle evlenebilir. Ama Allah Müslümanların Müslümanlarla evlenmelerini önemle tavsiye etmiş ama diğerlerini yasaklamamıştır.
- Evli çiftlerden biri din değiştirdiğinde nikâh sona ermez. Mesela ikisi de kâfir olan çiftlerden biri Müslüman olduğunda nikâh devam eder. Veya ikisi de Müslüman olan çiftlerden biri kâfir olduğunda nikâh yine devam eder.
- Evlenmede Allah’ın tavsiye ettiği sıralama şöyledir: Namuslu Müslüman bir erkek öncelikle namuslu Müslüman bir kadınla evlenmelidir. Buna gücü yetmezse namuslu Müslüman bir esir kadınla evlenmelidir. Ancak bu durumu Allah tavsiye etmemekte, sabretmesinin daha hayırlı olduğunu söylemektedir. Bu da olmazsa başka dinlerden olan namuslu bir kadınla evlenebilir.
- Peygamberimiz “Müslüman olan hiçbir kadına kocan da Müslüman oldu mu?” Müslüman olan hiçbir erkeğe de “Karın da Müslüman oldu mu?” diye sormamış ve hiçbir çifti din farkından dolayı ayırmamıştır.
- Nuh ve Lut (onlara selam olsun) peygamber olmalarına rağmen hanımları müşrikti. Bundan dolayı ayrılmadılar.
- Bu delillere rağmen fıkıh kitaplarında geçen ‘din farklılığı nikâhı bozar’ şeklindeki genel yargının yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır.
- Allah Kur’ân’ı yine kendi açıklayacağını söylemiştir. Bunun için de Kur’ân’ı mesâni (ikili) sisteme göre indirmiştir. Bu ikili sistemin anlaşılmasının kolay olması için de teşâbuh sistemini koymuştur.
- Kur’ân ve hikmet ayrı ayrı şeyler değildir. Hikmet Kur’ân’ın içindeki bilgi ve hükümlerdir. Peygamberlere hikmet yani Kur’ân’daki hüküm ve bilgileri bulma yeteneği verilmiştir. Peygamberler Kur’ân’da ki hikmet ile örnek olurlar. Bu örnekliğe biz sünnet diyoruz. Kur’ân’da gösterilen yönteme göre çalışan kişiler de hikmete ulaşır. Biz mü’minler Kur’ân’ı açıklama alışkanlığını bırakmalı ve Allah’ın Kur’ân’da yaptığı açıklamaları bulmaya çalışmalıyız.
[1] - Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır. Hucurat 49/13













